• Ana Sayfa
  • »
  • Amerikan Başkanlık Sisteminde Osmanlı İzleri

Amerikan Başkanlık Sisteminde Osmanlı İzleri

Bilindiği gibi bugünlerde yeni anayasa bağlamında en cok tartışılan konulardan biri de Başkanlık Sistemidir.[2] Başkanlık Sisteminin ilk ve orijinal uygulamasının 1787 Amerikan Anayasasıyla başladığı kabul edilir. Amerika’da başarılı olan bu sistemi Latin

                      Amerikan Anayasasını yapan kurucu babalar; John Adams, Benjamin Franklin, Alexander Hamilton, John Jay, Thomas Jefferson, James Madison ve George Washington’dur. Bu liderler Amerikan Bağımsızlık Savaşını yürütmüşler, arkasından Bağımsızlık Bildirisine imza atmişlar ve en sonunda 1787’de yapılıp 1789’da yürürlüğe giren Amerikan Anayasasıyla devletin kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir. Bütün bu mücadele kıtayı ve kolonileri sömüren İngilizlere karşı verilmiş ve 1787 Anayasasıyla Kuzey Amerika yeni ve bağımsız bir anayasal düzene kavuşmuştur.

            Kurucu Babalar, 1776 yılında ilan ettikleri Bağımsızlık sonrası önce 10 yıllık bir konfederasyon tecrübesinin ardından, bu konfederal sistemin yürümeyeceğini anlamışlar ve topladıkları yeni anayasa konvansiyonu ile 1787 yılında federal sisteme geçilmesini öngörmüşlerdir. Böylece yaklaşık 10 yıllık bir tartışma ve müzakere sonrası Başkanlık Sistemi ilk defa 1787 Anayasasıyla uygulanmaya başlanmıştır.

             Burada kritik soru şudur: kurucu babalar bu sistemin temel isleyiş mantığını nereden almışlar veya önemli oranda hangi sistemden esinlenmişlerdir? Aslında bu sorunun cevabını daha o tarihte yazdıkları makale ve mektuplarda bizzat kurucu babalar vermektedir. Zira 1787’de anayasa hazırlandıktan sonra bu anayasanın yürürlüğe girmesi için 13 koloninin dokuzunun onayı gerekmekteydi ve bu onay iki yıllık bir ikna süreci sonrası ancak 1789 yılında sağlanmıştır. İşte bu iki yıllık süre boyunca kurucu babalar hazırladıkları anayasanın koloniler tarafından kabul edilmesi için yoğun bir çaba sarfetmişlerdir. Bu süreçte birçok konferans vermişler, makale yayınlamışlar ve mektup yazmışlardır. Nitekim bu ikna çalışmaları başarıya ulaşmış ve 1789 yılında yeterli sayıda koloninin onaylamasıyla anayasa yürürlüğe girmiştir. İşte kurucu babaların bu iki yıllık süreçte yayınladıkları makaleler ve yazdıkları mektuplar daha sonra ‘The Federalist’[3] isimli bir çalışmada biraraya getirilmiştir. Bu çalışma, Amerikan anayasasını anlamamız ve kurucu babaların zihin dünyasını kavramamız için en birincil kaynaktır.

Zira bu çalışmada kurucu babalar kurguladıkları yeni anayasal sistemin hangi bölümünü nereden esinlenerek ne şekilde hazırladıkları/hazırlamadıkları konusunda genişçe izahatta bulunmaktadırlar. Bu izahat okunduğunda anlaşılmaktadır ki, kurucu babaların devirlerindeki teorik ve pratik anayasal bilgiye vukufiyeti tamdır. Bu nedenle anayasada hangı kural veya kurumu nereden ve ne amaçla aldıklarını veya almadıklarını yüksünmeden açıkça izah etmektedirler. Bu durum Amerikan anayasal sisteminin sadece tarihsel bir birikimin ürünü olmadığını, aynı zamanda rasyonel müzakereci bir aklın ürünü olduğunu gösteriyor. Gerçekten Başkanlık Sistemiyle ideal siyasal teoriler pratik zaruretlerle ve gerçeklerle kaynastırılmıştır.

Elbette Başkanlık Sisteminin bir çok temel niteliği ve boyutu vardır. Ancak her entegre sistemin omurgasının oturduğu bir temel işleyiş mekanizması vardır. Örneğin Amerikan anayasasında yer alan federal sistem, Başkanlık sisteminin zorunlu ve vazgeçilmez bir niteliği değildir. Nitekim uygulamada bazı ülkelerde gözlemledigimiz gibi, üniter devlet yapılarında da Başkanlık sisteminin işleyebildiği bir gerçektir. O halde Başkanlık sistemini diğer sistemlerden ayıran temel özelliği nedir?

Aslında bu sorunun cevabı sistemin adında gizlidir. Bu sisteme neden Başkanlık sistemi denmiştir de İngiliz hükümet sistemine Parlamenter Sistem denmiştir? Zira Başkanlık sistemi başkancı ve krallık sistemlerinden farklı olarak başkan merkezli bir anayasal demokrasi teorisine dayanır. Başkanlık sisteminde başkan çok önemlidir ve tüm sistemin işleyişinde etkindir; ama hiç bir zaman bir kral değildir. Zira sistemin işleyişine kurucu babaların yerleştirdiği check and balance (denetim ve denge) özelliği sayesinde anayasal kuvvetlerin üçü de bir düzen ve denge içinde hareket etmek zorundadır.

Belki de asıl kritik soru şudur: Kurucu babalar çok daha iyi bildikleri ve uzun yıllardır uygulanan atalarının sistemi olan parlamenter sistemi değil de neden Başkanlık Sistemini tercih etmişlerdir? Elbette rasyonel bir akılla hareket eden kurucu babalar liberal demokrasiden esinlenmişlerdi ve krallığa karşıydılar; ama kurucu babaları bu tercihe yönelten başka nedenler ve gerekçeler de vardı.

Zira onlar yukarıda belirttiğimiz gibi devirlerindeki siyasal teorileri ve uygulamaları çok iyi biliyorlardı ve özellikle o devirde hala büyük bir güç ve medeniyet olan Osmanlı devletinin işleyişinden önemli oranda haberdardılar ve bundan etkilendiler. Öyle ki, batmakta olan Osmanlı medeniyetinin ışığı bile, aradaki binlerce kilometrelik uzaklığa rağmen onların gözlerini kamaştırmıştır.

Nitekim, kurucu babalar bu hususa The Federalist isimli çalışmanın birkaç yerinde açıktan değinirler. Her ne kadar bu atıfların bazılarında Osmanlı devlet sistemine bazı eleştiriler yöneltselerde, aslında Osmanlı devlet sisteminden yoğun olarak etkilendikleri görulmektedir.

Kurucu Babalar yürütme organını kurgularken İngiliz kralından çok Osmanlı Padişahını örnek almışlardır. Örneğin Başkanın en yakın çalışma arkadaşları konusunda İngiliz kabine sistemi yerine, Osmanlı vezirlik sistemini tercih etmişlerdir. Bir yandan Başkan yürütmenin tek hakimi ve çok güçlü bir şekilde konumlanırken, diğer yandan bu derece güçlü bir başkan, demokratik bir kısım kural ve kurumlarla sınırlandırılmıştır. Böylece kurucu babalar kuvvetler ayrılığından vazgecmeden, adeta demokratik bir Padişahlık sistemi kurmuşlardır. Zira kurucu babalar, istikrarsız ve zayıf bir yürütmenin ne kadar zararlı ve riskli olduğunu Bağımsızlık Savaşı boyunca gözlemlemişlerdir. Dolayısıyla kurucu babalar, tüm bu tecrübelerini ve birikimlerini rasyonel akılla birleştirerek yaklaşık 230 yıldır başarıyla uygulanan başkan odaklı bir hükümet sistemini meydana getirmişlerdir.

Yeni anayasayı ve hükümet sistemini tartıştığımız bugünlerde Amerikan anayasa tecrübesinden alacağımız bir çok ders vardır. Gerçekten kurucu babalar, yeni ve kalıcı bir anayasanın nasıl yapılacağını ve istikrarlı ve işleyen bir hükümet mekanizmasının nasıl düzenleneceğini göstermişlerdir. Onların yaptığı yeni anayasa ve kurdukları hükümet sistemi, Amerika’da anayasal demokrasinin kurumsallaşmasını ve amerikan rüyasının bir gerçeğe dönüşmesini sağlamıştır. Umuyorum kurucu babalar gibi bizler de yeni, sivil, çoğulcu, olağan ve demokratik bir anayasa yaparız ve bu yeni anayasada tıkanan parlamenter sistemden vazgeçerek işleyen istikrarlı bir Başkanlık Sistemi kurarak düşlerimizin gerçekleşmesini sağlarız.  

Doç.Dr.Murat YANIK

[1] Istanbul Universitesi Hukuk Fakultesi Anayasa Hukuku Anabilim Dali Baskani.

[2] Başkanlık Sistemi konusunda Türkiye’de yazılan ilk tez çalışması ve yayınlanan kitap için bkz. Yanık, Murat, Başkanlık Sistemi ve Türkiye’de Uygulanabilirliği, Alfa Yayınları, İstanbul 1997.

 

[3] Bu çalışmanın kısmi çevirisi için bkz. Hamilton, Madison ve Jay, Federalist Makalelerinden Seçmeler, çev. Mümtaz Soysal, İstanbul 1962.


İzlenme Sayısı:2272

  • PAYLAŞ